T.C. Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli süresiz nafakanın iptal kararına yönelik yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız.
Yüksek enflasyon dönemlerinde, yıllar önce belirlenmiş olan bir nafaka bedeli alım gücünü kaybedip yetersiz kalabilmektedir. Boşanma kararıyla aylık nafakaya hükmedilmiş olsa bile bu miktar bugünün koşullarında yetersiz kalıyorsa, hukuk bir çözüm sunuyor: nafaka artırım davası. Bu yazıda nafaka davaların türlerini, nafaka davası açma şartlarını, kimin hangi taleple açabileceğini, artış veya azaltmanın nasıl belirlendiğini ve uygulamada en sık yapılan hatalara yer verilecektir.
Nafaka Artırım Davası Nedir?
Nafaka artırım davası, daha önce hükmedilmiş nafaka miktarının, tarafların değişen mali durumuna veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllere göre yeniden belirlenmesi amacıyla açılan bir aile hukuku davasıdır. Yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 176/4. maddesidir; iştirak nafakası bakımından ayrıca 330 ve 331. maddeler uygulanır. Dava, nafaka alacaklısının yerleşim yerindeki Aile Mahkemelerinde açılır ve zorunlu arabuluculuğa tabi değildir.
Nafakanın Azaltılması ve Nafakanın Kaldırılması
TMK m.176/4, nafakanın koşullara göre hem artırılmasına hem azaltılmasına imkân tanır. Buna göre nafaka bedeline ilişkin taleplerde üç ayrı dava söz konusu olabilir:
- Artırım davası: Nafaka alacaklısı açar. Yoksulluk nafakasında lehine hüküm kurulan eş; iştirak nafakasında velayeten çocuk adına ebeveyn ya da eğitimine devam eden ergin çocuğun kendisi bu davayı açabilir.
- Azaltılması davası: Nafaka yükümlüsü açar; ekonomik durumunun önemli ölçüde kötüleştiğini ispatlaması gerekir.
- Kaldırılması davası: Nafaka yükümlüsü açar. Yoksulluk nafakası bakımından nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, fiilen evliymiş gibi yaşaması ya da yoksulluğunun ortadan kalkması gibi TMK m.176/3’te sayılan hâllerde gündeme gelir.
Nafakanın Kapsamı: Hangi Giderler Dahildir?
İştirak nafakası, TMK m.327/1 uyarınca çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderleri karşılamaya yöneliktir. Yargıtay içtihatları uyarınca bu kapsama yiyecek, giyecek, barınma, sağlık, dinlenme, eğitim, öğretim ve harçlık giderleri gibi harcamalar girer. Yoksulluk nafakası ise eşin geçimine ilişkindir; Yargıtay yoksulluğu, zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayacak ekonomik durum olarak değerlendirir.
Burada uygulamada sıkça gözden kaçan bir nokta vardır: iştirak nafakası eğitim giderlerini zaten kapsadığından, nafakaya ek olarak okul ücretleri gibi ayrı bir yükümlülük öngörülmesi Yargıtay tarafından isabetsiz bulunmaktadır. Dolayısıyla çocuğun eğitim veya sağlık giderleri artmışsa izlenecek yol, ayrı bir gider kalemi talep etmek değil, iştirak nafakasının artırılmasını istemektir.
İştirak nafakası çocuğun ergin olmasıyla kendiliğinden sona erer. Ancak eğitimine devam eden ergin çocuk, TMK m.328/2 uyarınca ana ve babasından nafaka talep edebilir.
Dava Ne Zaman Açılabilir? Bir Yıl Şartı
Nafaka hükmünün kesinleşmesinden sonra bir yıl geçmeden açılan artırım davası, kural olarak usulden reddedilir. Bunun temelinde, koşullarda önemli bir değişiklik ortaya konmadan kısa aralıklarla dava açılmasının dürüstlük kuralına aykırı görülmesi yatar.
Bu kuralın istisnası, hüküm tarihinden sonra meydana gelen olağandışı bir durum değişikliğidir. Yükümlünün gelirinde belirgin ve ani bir artış, çocuğun ihtiyaçlarında esaslı bir değişiklik ya da olağandışı ekonomik koşullar somut delillerle ortaya konulabiliyorsa, bir yıllık süre dolmadan da artırım talep edilebilir. Bu hâlde belirleyici olan sürenin dolması değil, değişikliğin olağandışı ve ispatlanabilir olmasıdır.
Nafaka Ne Kadar Artırılır? ÜFE mi, TÜFE mi?
Nafaka hüküm kararında her yıl Aile Mahkemesi hakimince takdir olunan belirli bir oranında arttırılacağına ilişkin bir artış hükmü varsa, artış bu orana göre kendiliğinden uygulanır; olağan artış için ayrıca dava açmaya gerek kalmaz. Haliyle, kararın lafzı belirleyicidir: hükümde örneğin “ÜFE/TÜFE ortalaması” gibi bir ifadeye yer verilmiş ise bu oranda, geçmiyorsa bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı esas alınır.
Artırım davası açıldığında ölçüt, TÜİK’in açıkladığı on iki aylık ortalama endeks oranıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadında bu ölçüt geleneksel olarak ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) olmakla birlikte, 2022 sonrasında ÜFE ile TÜFE arasındaki farkın belirgin biçimde açılması nedeniyle 2026 yılındaki güncel nafaka uygulamalarında mahkemeler ağırlıklı olarak on iki aylık ortalama TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) oranını esas almaya yönelmiştir. Bununla birlikte endeks yalnızca bir başlangıç noktasıdır; hâkim nihai miktarı, tarafların gerçek gelir-gider dengesini ve çocuğun ihtiyaçlarını gözeterek hakkaniyet ölçüsünde belirler.
Önemli bir nokta: Kararda artış hükmü bulunması ya da nafakanın anlaşmalı boşanma protokolünde kararlaştırılmış olması, artırım davası açmaya engel değildir. Yargıtay, koşulların esaslı biçimde değişmesi hâlinde anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka tutarı belirlenmiş olsa dahi davanın açılabileceğini kabul eder; zira geleceğe yönelik doğmamış haktan feragat edilemez.
En Kritik Nokta: Talep Baştan Doğru Belirlenmelidir
Nafaka artırım davasında talep edilen miktarın dava dilekçesinde tam ve net biçimde belirtilmesi gerekir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre nafaka talepleri, kendine özgü ve geleceğe dönük bütüncül yapısı nedeniyle kısmi davaya konu edilemez; bunun doğal sonucu olarak ıslah yoluyla artırılması da mümkün değildir. Hâkim taleple bağlı olduğundan dilekçede istenenden fazlasına hükmedemez; bilirkişi raporu daha yüksek bir miktarı işaret etse dahi talep sonradan yükseltilemez. Dava ayrıca nispi harca tabidir ve harç, talep edilen yıllık artış farkı üzerinden hesaplanır.
Bu yönüyle nafaka artırım davası, kira tespit davasıyla aynı mantığı taşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kira bedelinin tespiti davalarında da talebin bölünemeyeceğini, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulamayacağını ve ıslah yapılamayacağını kabul etmektedir. Her iki davada da düşük belirlenmiş bir talep, ilgili dönem bakımından telafisi güç bir hak kaybına yol açar.
Davayı Ertelemek: Geri Alınamayan Kayıp
Nafaka artırımı kural olarak dava tarihinden itibaren hüküm doğurur; dava tarihinden önceki dönem için geriye dönük toplu artış talep edilemez. Yani davayı geciktirmek, her ay yeniden doğan bir kayıptır. Nafakanın yetersiz kaldığı fark edildiğinde beklememek, hak kaybını önler.
Sonuç
Nafaka artırım davası, değişen ekonomik koşullar karşısında nafakanın güncel tutulmasını sağlayan etkili bir yoldur. Bu sonucu almak ise doğru nafaka türünün seçilmesine, doğru hukuki dayanağa, doğru endeks dönemine, isabetli hesaplanmış bir talebe ve somut delillere bağlıdır. Özellikle talebin sonradan ıslahla artırılamaması, dava dilekçesinin baştan doğru kurgulanmasını zorunlu kılar. Mevcut kararınızın içeriği ve somut durumunuz belirleyici olduğundan, dava açmadan önce bir avukatla değerlendirme yapmanız yerinde olacaktır.
Bu makale genel bilgi amaçlıdır; bireysel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Bireysel durumunuz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
İlginizi çekebilecek diğer konular:
- Piyasa Dolandırıcılığı Suçlarında Etkin Pişmanlık: Kanuni Boşluk Yorumu
- Yenilenen Kira Sözleşmesi 5 Yıllık Kira Tespit Süresini Yeniden mi Başlatır? Yargıtay’ın 2026 Kararı:
- Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davalarında Zorunlu Arabuluculuk
- Çalışanların Kişisel Verileri: İşverenin KVKK, İş Hukuku ve Cezai Sorumluluğu
- Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Dikkat Edilmesi Gerekenler

